Girişimci Olunur Mu? Doğulur Mu?

Girişimci Olunur Mu? Doğulur Mu?
6 / 12 / 2009


Aylin Coşkunoğlu Nazlıaka*

Geçen hafta Global Girişimcilik Haftası kapsamında katıldığım bir etkinlik beni kendi işimi kurduğum günlere geri götürdü. Yani bundan 17 yıl öncesine…

Üniversiteyi bitirdikten sonra “yönetici adayı” kadrosunda Koç Holding’ de çalışmaya başlamıştım. Şanslıydım; Türkiye’nin en büyük özel şirketinde iş bulmuştum. Üstelik de çok kaliteli ve genç bir ekibin içine düşmüştüm. İyi bir yöneticim, şık ve teknik donanımlı bir iş yerim vardı. İş yaşamının başında olan birisi için maaşım da hiç fena sayılmazdı. Daha ne isteyebilirdim ki iş hayatından?

Bunlara rağmen tam olarak tanımlayamadığım bir sıkıntı vardı içimde. Bir türlü kendime yerleşemiyordum. İş çıkışında pestilim çıkmış bir şekilde kendimi eve zor atıyordum. Hemen uyumak istiyordum. Babam: “Kızım, iş yerinde seni dövüyorlar mı? Bu ne hal?” diye takılıyordu bana.

Yok, olmayacaktı. Anlamıştım. Mutsuzdum. Yaptığım işi de sevmiyordum. İnsan odaklı bir iş bana daha uygundu. Bu düşünceye çok odaklanmış olmalıyım ki duyargalarım bu konudaki bir iş fırsatını hemen görmemi sağladı. Yabancı şirketlere danışmanlık yapan bir şirkete başvurdum. Şirketin sahibi olan İngiliz işadamı Türkiye’de insan kaynakları alanında bir şirket kurmak istiyordu. Bana da bu şirkette “müdür”lük teklif etti. 22 yaşındaydım ve unvan çok önemliydi benim için. Hemen kabul ettim, ama bir sorun vardı. Kararımı yakın çevremde kimse desteklemiyordu. Koç gibi güvenli bir ortamdan bir bilinmeyene gidecektim. . O yıllarda “insan kaynakları” şirketlerinin ne yaptığı pek bilinmiyordu. Türkiye gibi işsizlik oranının yüksek olduğu bir ülkede, hangi şirket eleman alımı ya da psikometrik bazlı analiz için para öderdi ki? Ayrıca yeni işimde baz maaşım öncekinin yarısı kadar olacaktı. Prim alacaktım, ama gereksiz bir risk üstlenmiş olacaktım.

Tüm itirazlara rağmen kararım değişmedi, teklifi kabul ettim. Bu işi çok sevdim ve 1 yıl kadar sonra kendi şirketimi kurdum. O yıllarda böyle bir iş için küçük bir sermaye yeterliydi. Biriktirmiş olduğum az bir para vardı; hiç fatura kesemesem bile altı ay kadar idare ederdim. Zaten öyle kararlıydım ki bu seçeneği pek düşünmüyordum bile. Yavaş yavaş güzel projeler almaya başladım. Sırf deneyim ve referans olsun diye çok düşük ücretlerle iş alıyordum. Para kazanmaya başladıkça, o parayı nitelikli bir ekip kurmak ve onları elde tutmak için harcadım. Çok şükür, bu ekip çalışması sayesinde büyüyerek bugünlere geldik.

İtiraf etmeliyim ki ilk yıllarda çok zorlandım, çünkü 90’lı yılların başında “insan kaynakları” konusu pek bilinmiyordu. Ziyaret ettiğim firma yetkilisi beni bir başkasına takdim ederken; “İnsan HAKLARI danışmanlığı yapıyor” dediğinde çok moralim bozuluyordu. 1994’de gazetelerin İK ve Kariyer ekleri, İK kongreleri ve kariyer portalları hayatımıza girdi. Önce uluslararası şirketlerde, sonra büyük Türk şirketlerde personel departmanları yavaş yavaş İK bölümüne dönüştü. Özetle; bugün mesleğimi kimseye açıklamak zorunda kalmıyorum.

“Girişimci olur mu, doğulur mu?” sorusuna gelince; her 2 soruya da yanıtım “evet”tir. Bence başarılı bir girişimci olmak için cesaret, tutku ve kararlılık en temel yetkinliklerdir. İyi bir eğitim, bilgi ve deneyim, sermaye, yaratıcılık, şans ve benzeri etkenler ise ikincil düzeyde önem taşıyor.

*Türkiye’nin ilk İK Danışmanlığı şirketlerinden HRM’in kurucusu ve Genel Müdürü Nazlıaka, ödüllerle tescillenmiş başarılı çalışmalarını sürdürüyor.

06 Aralık 2009 Haber Türk